5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286-307 maddeleri arasında düzenlenen temyiz olağan bir kanun yoludur. İstinaf başvurusu sonucu Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen temyizi kabil kararlara karşı hukuki denetimle sınırlı olmak üzere yapılan bir incelemeyi ifade eden temyiz incelemesinin ülke genelinde içtihat birliği sağlamak, hukuki denetim suretiyle adli hataları ortadan kaldırmak, içtihat birliğinin sağlanması suretiyle farklı uygulamaların ve yorumların önünü kapatmak gibi amaçları bulunmaktadır. Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlamasıyla birlikte Yargıtay’ın hukuki denetimle sınırlı olmak üzere yapacağı temyiz incelemesiyle birlikte gerçek anlamda bir içtihat mahkemesi olması umut edilmiştir. Yargıtay’ın daha kıdemli ve tecrübeli hakimlerden oluşması ve verilen kararların içtihat niteliği itibariyle ülke genelindeki tüm yargılamalara yol gösterme özelliği son derece önemlidir. Verilen kararların hukuki niteliği ve isabeti ne kadar yüksek olursa ülke genelinde adil yargılanma hakkı gibi temel hakların korunması ve ideal hukuk devleti amacının gerçekleşmesi de o kadar mümkün olacaktır. 

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 294. Maddesi ile temyiz başvurusunda “sebep” gösterme zorunluluğu aranmaktadır. Temyiz başvurusunda bulunan kişiye hükmün hangi nedenden dolayı bozulmasını istediğini açıklama zorunluluğu yükleyen bu kural temyiz başvurusunu alelade ve özensiz bir başvuru olmaktan çıkarmaktadır. Böyle bir başvuru halinde temyiz incelemesi C.M.K. m. 298’de düzenlendiği üzere sadece “temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediği” gerekçesiyle reddedilebilecektir.  Bu durumda temyiz incelemesi sadece C.M.K. m. 289’da sayılan “hukuka kesin aykırılık halleri” kapsamında yapılacaktır. İstinaf başvurusunda başvuruya dair sebep gösterme zorunluluğu olmamasına rağmen temyizde böyle bir zorunluluğun kabul edilmiş olması vekil ve müdafilerin görevini ağırlaştırmış ve onları daha bir dikkatli ve özenli olmaya zorlamıştır. Ayrıca bu düzenleme ile birlikte uyuşmazlığın kapsamının daraltılması düşünülmüştür. 

Bu çalışmada C.M.K. m. 294’de düzenlenen temyiz başvurusu ve temyiz sebebinin ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabileceği kuralının ne anlama geldiği ve temyiz incelemesinin hukuki denetimle sınırlı tutulması kuralı anlatılmaya çalışılmıştır. Temyiz başvurusunun özel bir ihtimam ve uzmanlık gerektirdiğini ifade eden bu kural Cumhuriyet Savcıları açısından da bağlayıcıdır ancak avukatlar için sorumluluk doğurabilecek önemdedir. Adaletin tecellisi ve bir hukuki yanlışlığın önlenmesinin bir yolu olarak nitelendirilebilecek bu başvurunun avukatların ve savunmanın en önemli ve nihai görevlerinden birisi olduğu da söylenebilir. 

TEMYİZ

Temyiz, bölge adliye mahkemesi verilen bazı kararlarla, kanunda gösterilen diğer bazı kararlar aleyhine başvurulabilen ve sadece hukuki denetimin yapıldığı bir kanun yolu olarak tanımlanmıştır. Temyiz yolu açık olmayan kararlara karşı Yargıtay’ın inceleme yapması mümkün değildir. Ancak C.M.K. m. 309’da düzenlenen “Kanun Yararına Bozma” yolu bunun bir istisnasıdır. Kanun yararına bozma, hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararların Adalet Bakanlığı aracılığıyla Yargıtay’a götürülmesini ifade etmektedir. Bu başvuruda Yargıtay, yapacağı inceleme ile bozulması talep edilen karar hakkında bozma kararı verebilecektir. 

Temyiz başvurusu

Temyiz başvurusu “temyiz davası” olarak nitelendirilmektedir. Temyiz esasen bir uyuşmazlığı ifade etmektedir. Temyiz başvurusunda bulunan kişi veya makam mahkemenin nihai kararı ile şikayet, iddia veya savunmaya uygun olmayan bir sonuca ulaştığını, bunun hukuka uygun olmadığını, bunun düzeltilmesi gerektiğini dile getirmektedir. Temyiz başvurusunda bulunan kişi verilen kararın kesinleşmesine engel olmakla birlikte hükmün hukuka aykırı olduğunu iddia etmekte ve bu kararın bozulmasını talep etmektedir. (C.M.K. m.288 : (1) Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. (2) Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.”)

Hangi kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulabileceği Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ve 287. Maddesinde sayılmıştır. Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlamasıyla birlikte 5 yıl ve daha az süreli hapis cezalarına ilişkin bölge adliye mahkemeleri kararlarına karşı temyiz kanun yolunun kapatılmış olması nedeniyle ülke genelinde birçok farklı ve hatalı kararların çıkması ve bunlara yönelik kamuoyu tepkisi nedeniyle bazı suç tipleri açısından cezası süresine bakılmaksızın temyiz yolu açılmıştır.

Temyiz başvurusu hükmün açıklanmasından itibaren  "on beş" gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır. Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar. (C.M.K. m. 291) Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt katibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir. (C.M.K. m.263) Tutuklu bulunan sanığın temyize başvurduğu tarih temyiz başvurusu üzerine tutanak tutulduğu an olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle temyiz süresinin geçirilmemesinin temini açısından tutuklunun temyiz başvurusuna ilişkin tutanağın başvuru anında ve derhal tutulması gerekir. 

C.M.K. m. 260 uyarınca Cumhuriyet savcısı, sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar temyize başvurabilirler. Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.

Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla temyize başvurabilir. (C.M.K. m. 261)

Sanığın yasal temsilcisi ve eşi süresi içinde olmak şartıyla temyize başvurabilir. Temyize başvurma usulü ve süre bu kişiler için de aynı kurallara tabidir. (C.M.K. m. 262)

Temyiz başvurusunda hukuki neden belirtme zorunluluğu 

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu temyiz başvurusunu alelade bir başvuru olmaktan çıkarmıştır. Temyiz başvurusu temel olarak bir hukuka aykırılık iddiası olarak tanımlanmış ve başvurucuya bu konuda bir sebep (neden dolayı temyiz ettiğini) belirtme zorunluluğu yüklemiştir. Bu kural temyize başvurma hakkına sahip olan herkes için geçerlidir. Kanun hukuk bilgisi olmayan vatandaşlar açısından istisna tanımamıştır. C.M.K. m. 294 : “(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. (2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.”

Temyizde neden belirtme zorunluluğunun yerine getirilmemesi durumunda temyize başvuran kişinin kanunda tanımlanan süre içerisinde temyiz nedenlerini açıklayan ikinci bir dilekçe verme hakkı mevcuttur. Henüz gerekçeli karar görülmeden mahkemenin hukuki tavsifi ve delilleri değerlendirme şekli konusunda bir bilgi eksikliği olacağından verilecek bu dilekçeyle birlikte temyiz nedenleri gerekçeli olarak açıklanabilir. “Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir.” (C.M.K. m. 295) Bu ikinci dilekçenin bir hukuki sonuç doğurabilmesi için temyiz başvurusunun yasal süresi içerisinde yapılması gerekmektedir. Uygulamada buna gerekçeli temyiz dilekçesi denilmektedir. Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından verilebilir. İlla ki aynı öznenin başvurmuş olması şart değildir. 

Tutanak suretiyle temyiz başvurusunda da “sebep” açıklama zorunluluğu bulunmaktadır. Bu durumda müdafii olmayan sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt katibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hakime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır. (C.M.K. m. 295)

Temyiz başvurusu bir hukuka aykırılık iddiası olduğuna göre hem usul hukukunu hem de ceza kanununu ilgilendirmektedir. Ancak hukuka aykırılık deyimi sadece usul ve ceza kanununa aykırılık şeklinde sınırlandırılmamaktadır. Bilakis mülga kanunda yer alan “kanuna aykırılık” deyiminin terk edilerek “hukuka aykırılık” deyiminin benimsenmiş olması temyiz nedenlerinin kapsamını genişletme şeklinde yorumlanmıştır.

Ceza yargılaması muhakeme usulü ve ceza kanunu çatısı altında iddia edilen vakıayı saptamak, delillendirmek ve bu vakıanın hukuk düzeni karşısındaki durumunu tavsif etmek ve bunu bir yaptırıma bağlamak gibi çeşitli aşamalardan oluşmaktadır. Yargılamanın bu fonksiyonu “maddi sorun” ve “hukuki sorun” şeklinde bir ayrıma tabi tutulmaktadır.  

Soruşturma makamı suç işlendiğini öğrendiği andan itibaren işin gerçeğini araştırmakla yükümlüdür. Bu aşamada delillerin toplanması, koruma tedbirlerinin icrası gibi birçok işlem yürütülmektedir. Kovuşturma aşamasında ise ceza hakimi bu delillerle “doğrudan doğruya” yüzleşmekte, delilleri bizzat incelemekte, iddia, delil ve savunma çerçevesinde bir hukuki nitelendirme ve tavsif yapmaktadır. Tüm bu aşama fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği, işlendiyse nasıl ve ne şekilde işlendiği maddi sorun olarak nitelendirilmektedir. İddianamede yer alan fiil kamu davasının konusudur ve maddi ceza hukukunun maddi meselesi şeklinde tanımlanmıştır.

Bu süreçte duruşma icrası delillerin ortaya konulması ve tartışılması, sanığın bizzat sorgulanması gibi işlemlerin kamuya açık bir şekilde yapılması itibariyle son derece önemli bir muhakeme faaliyetidir. Hakim sanığı sadece duruşmada görmektedir. Sanık hakkında ondan bundan bilgi alamayacağı gibi dosyaya yansımayan olgulara dayanarak da hüküm kuramayacaktır. Bu nedenle duruşma vicdani kanaatin oluştuğu devre olarak tanımlanmıştır. Hukuki sorun ise fiilin ceza kanunlarına göre nitelendirilmesi, vasıflandırılması olduğu gibi aynı zamanda usul kurallarının uygulanması ve değerlendirilmesi, örneğin delilin hukuka aykırı olduğu yönündeki tespitin yapılması gibi hukuki değerlendirmelerdir. Maddi sorunun olgusal dünyaya, hukuki sorunun ise normatif dünyaya ait olduğu belirtilmektedir.

Hakimin olaya uygun hukuk kuralını bulamaması, doğru hukuk normunu bulmasına rağmen yanlış anlayıp yanlış uygulaması hukuka aykırılık olarak tanımlanmıştır. Örneğin eylemin kanuni bir suç tipine denk gelmemesine rağmen cezalandırılmış olması, sanığın suç işleme kastı olmamasına rağmen kasten suç işlemekten cezalandırılması bir hukuka aykırılıktır. 

Yazılı hukuk kuralları, milletlerarası anlaşmalar, içtihatlar, bilimsel görüşler, hayat tecrübesine bağlı olarak bilinen kurallar, herkesçe bilinen kurallar da hukuka aykırılık kapsamında değerlendirilmiştir.

Eksik soruşturma, sanığa hakların bildirilmemesi, iddianamenin kanuna aykırı olması, duruşma tutanağının imzalanmaması, dava açılmadan hüküm verilmesi, müdahale talebi hakkında karar verilmemesi, hukuki anlaşmalara aykırılıklar, yazılı olmayan hukuka aykırılıklar da hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmiştir.

Bir eylemin ceza kanunlarına uygun şekilde değerlendirilmemesi, örneğin yağma suçunun hırsızlık olarak nitelendirilmesi veya suçun basit şekli yerine ağırlaştırıcı sebep uygulanarak cezanın ağırlaştırılması da bu anlamda bir hukuka aykırılıktır. Benzer şekilde hakimin soruşturma aşamasında hukuka aykırı olarak elde edilen delillere dayanarak hüküm kurmuş olması, yalan söyleyen bir tanık beyanını esas alarak hukuki nitelendirme yapması, delillerin yorumlanması ile  ulaşılan sonucun hatalı olması da hukuka aykırılık oluşturacaktır. 

TEMYİZ İNCELEMESİNDE HUKUKİ DENETİM

Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olduğuna göre sanığın suç işleyip işlemediğinin veya suçu nasıl işlediğinin ortaya çıkarılması maddi gerçeğe ulaşma sürecini ifade etmektedir. Gerçeğin ortaya çıkarılması delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi ve insan hakkı ihlallerinin önlenmesiyle sağlanacaktır. Nihai olarak eylemlerin kanuna uygun şekilde nitelendirilmesi ve yaptırımın da kanuna uygun şekilde karar altına alınması gerekmektedir. Bu süreç hakimin hukuki nitelendirmesi ile sona erdiğinden kanun, bilimsel görüşler, içtihatlar, hayat tecrübesi gibi birçok unsur hakimin vereceği kararı etkileyecektir. Nihai olarak hakim yargılama süreci boyunca oluşan vicdani kanaatine göre hüküm kuracaktır. Ancak bu vicdani kanaat sınırsız, keyfi, beklenmeyen veya öngörülemeyen bir kanaat değil hakimin delillerle ve yargılamanın taraflarıyla kurmuş olduğu temasın sonunda ulaştığı bilimsel nitelikli, hukuka uygun bir kanaat olmalıdır. 

Yargıtay’ın da bir mahkeme olduğunda kuşku yoktur. Ancak Yargıtay olayları/olguları yargılayan bir mahkeme değildir. Yargıtay delillerle ve taraflarla doğrudan yüzleşen, icap ettiği halde delil toplayan ve bunun sonucunda aynı zamanda bir vicdani kanıya da ulaşan mahkeme değildir. Maddi olgularla bizzat yüzleşmemekte ve doğası icabı da maddi denetim yapmamaktadır. Yargıtay’ın vermiş olduğu kararlarda “…vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre…” gibi ifadeler yerel mahkemelerin yaptığı muhakeme işlemlerine işaret etmektedir. Bu mahkemelerdeki muhakeme süreci hakimin vicdani kanaatine göre verdiği kararla sona ermektedir. Oysa Yargıtay niteliği itibariyle bu işlemleri yapmamaktadır. Ülke genelindeki tüm davaların bu şekilde yargılanması fiilen de mümkün değildir. 

Temyiz incelemesinin hükmün hukuka aykırılık iddiasına yönelik yapılması Yargıtay’ın önceki aşamalarda gerçekleşen yanlışlıklara (yanlış uygulamalara ve yanlış yorumlamalara) göz yumacağı anlamına gelmemektedir. Yargıtay delillerle doğrudan yüzleşmediğine ve duruşma yapmadığına göre yerine getirmesi beklenen fonksiyon bir hukuki denetimdir. “Yargıtay yalnızca hükmün yargıcıdır.” 

“Tanığın aynı mahkemenin 2016/625 Esas ve 2016/739 Esas sayılı dosyalarında yargılanan başka sanıklar hakkındaki beyanlarının maddi gerçeğe uygun olmaması karşısında; maddi olayın sübutuna esas alınan tanık beyanına itibar edilip edilmeyeceği hususu delille doğrudan temas eden ilk derece mahkemesine ait ise de; tanığın güvenilir olup olmadığı, tanıklığa engel halinin bulunup bulunmadığı ya da dinlenme, yüzleştirme ve teşhis yöntemleri ile beyana itibar etme veya etmeme gerekçelerinin hukuka uygunluğunun denetiminin CMK"nın 289/1-i maddesi gereğince temyiz denetimi kapsamında kaldığı değerlendirilerek yapılan incelemede; Tek fotoğraf üzerinden yapılan teşhisin PVSK"nın ek 6. maddesine aykırı olması sebebiyle hükme esas alınamayacağının gözetilmemesi”

Yargıtay tanık dinlememekte ancak tanığın yeminsiz dinlenmiş olması hakkında bir karar vererek hukuka aykırılık saptaması yapabilmektedir. Hukuki denetim sadece teorik bir denetim olmadığı gibi ülke genelinde kanunların eşit ve aynı şekilde uygulanmasını, içtihatta birlik sağlanmasını  sağlamakla sınırlı da değildir. Hukuki denetim usul kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığı, kanun hükümlerinin doğru yorumlanıp yorumlandığı, ulaşılan vicdani kanaatin kanun, bilimsel görüşler, içtihatlar ve tecrübe kurallarına uygun olup olmadığı gibi oldukça geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Burada özellikle belirtmek gerekir ki hukuki tecrübe Yargıtay’ın temyiz incelemesinde özel önem taşımaktadır. Yargıtay’a seçilen hakimlerin mesleki tecrübe, kıdem ve başarıları hukuki incelemenin niteliği açısından son derece önemli bir etkendir. Bu nedenle temyiz incelemesi yapan Yargıtay’ın tecrübe kurallarına aykırı bir sonuca ulaşan mahkeme kararını nasıl bozacağı, bir başka ifadeyle Yargıtay’ın görev tanımına uyup uymadığı önemli bir noktadır. Sayın Feridun Yenisey hukukun gelişmesine paralel olarak daha önce bir hukuk normu olarak kabul görmeyen fizik, mantık ve tecrübe kurallarının bir hukuk normu haline dönüşmesi ile birlikte Yargıtay’ın denetim alanının genişlediğini ve buna paralel olarak hakimin vicdani kanaatinin de bu çerçevede denetlenebilir hale geldiğini belirtmektedir. 

Temyizde neden belirtme zorunluluğu her ne kadar başvurunun dar kapsamlı olacağı gibi bir yanlış anlamaya neden olsa da öyle değildir. Temyiz hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edildiğine göre mahkemenin nitelendirmesinin bilimsel görüşler ve içtihatlarla çelişmiş olması, hayat tecrübelerine uygun düşmemesi de temyiz incelemesi kapsamındadır. Hukuka aykırılık kanuna aykırılıktan daha geniş bir alanı ifade etmektedir. 

Hukuki denetim hukuk kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığının tecrübeli ve donanımlı bir yargıçlar kurulu tarafından incelemesi  ve bir sonuç çıkarılması anlamına da gelmektedir. Temyiz mahkemesi hakimin vicdani kanaatine etki eden delillerle doğrudan yüzleşmeyecek olsa da dosya kapsamından hangi hukuki sonucun çıkarılmasının doğru olacağını görevi icabı belirleyecektir. Yargıtay’ın buradaki fonksiyonu önüne gelen bir dosyadan son bir hukuki bir netice çıkarırken hukuk kurallarını ve tecrübesini kullanmasıdır. Ancak Yargıtay temyiz incelemesinde  mahkemenin olayı/olguları nitelendirmesine dokunarak yeni bir karar vermeyecektir. Bu durum Yargıtay’ın duruşma yapmamasından kaynaklanmaktadır. Duruşma esasen hakimin delillerle doğrudan temas etmesi ve sanığı bizzat gözlemleyip sorgulamasıdır. 

Temyiz incelemesinde hukuka aykırılık incelemesi

Yargıtay temyiz incelemesinde görevi ve niteliği icabı hukuka aykırılık incelemesi yapacaktır. Yerel mahkeme sanığın fiilinin hukuk kuralları karşısındaki durumu hakkında bir hüküm vermektedir. Yargıtay ise hem sanığın fiillerinin hukuk kuralları karşısındaki durumunu hem de hakimin buradan çıkardığı sonucu incelemektedir. 

Bu inceleme genel olarak maddi hukuka aykırılık ve muhakeme hukukuna aykırılık şeklinde tanımlanmaktadır. Temyize başvuran kişi hükmü yalnızca maddi hukuka aykırılık nedeniyle temyiz etmişse, Yargıtay hükmü muhakeme hukukuna aykırılık nedeniyle bozamayacaktır. Bunun istisnası C.M.K. m. 289’da sayılan hukuka kesin aykırılık halleridir. Yargıtay bu madde kapsamında resen temyiz incelemesi yapacaktır. 

Temyiz başvurusunda belirtilen nedenle sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi 

Hüküm muhakeme kurallarına aykırılık nedeniyle temyiz ediliyorsa, hükmü temyiz eden bunun gerekçelerini, kanundaki deyimiyle “bunu belirten olaylar” ı göstermek zorundadır.
Temyiz başvurusunun maddi hukuka aykırılık iddiası içermesi durumunda başvuran kişinin hükmü maddi hukuka aykırılık nedeniyle temyiz ettiğini beyan etmesi yeterli olacaktır. Yargıtay temyiz talebi içeriğine göre temyize başvuran kişinin maddi hukuka yönelik temyiz başvurusunda bulunup bulunmadığını resen belirleyecektir. İlla ki kalıp cümlelerin kullanılmasına gerek yoktur. Temyiz nedeninde maddi hukuk normunun birebir gösterilmesi zorunluluğu yoktur; aranamaz.

Ancak Yargıtay temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddecektir. (C.M.K. m. 298) 

Temyiz başvurusunda usule yönelik itirazların ayrıca belirtilmesi gerekmektedir. Yargıtay temyiz incelemesinde temyize başvuran taraf belirtmese dahi sadece “Hukuka kesin aykırılık halleri” başlığıyla düzenlenen C.M.K. m. 289’daki hallere münhasıran resen inceleme yapacaktır. Temyiz başvurusunda usule yönelik temyiz sebepleri m. 289’un kapsamına girmiyorsa bunun temyiz incelemesine konu olabilmesi için temyiz dilekçesinde gösterilmiş olması gerekmektedir. 

Temyiz başvurusunda maddi hukuka ilişkin temyiz sebeplerinin genel bir ifadeyle belirtilmiş olmasının yeterli olup olmadığı tartışma konusu olmuştur. “Verilen ceza adalete aykırıdır.”, “Ceza fazladır”, “Maddi hukuka uygun olmayacak şekilde karar verilmiştir.” Gibi ifadelerin yeterli olup olmadığı önemli bir noktadır. 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19.11.2020 Tarih, 2019/20-341 E., 2020/474 K. sayılı kararında temyizde neden belirtme zorunluluğunu, maddi hukuka yönelik temyiz başvurusu yönünden temyize başvuran taraf lehine yorumladığı görülmektedir.

“Temyiz başvurusunda yer verilen ibarelerin bir temyiz nedeni kabul edilip edilmeyeceğinin bir yorum meselesi olup Anayasa"nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetlerin kanunla sınırlanmaları mümkün ise de bir temel hak ve özgürlük olan mahkemeye erişim hakkının yorum yoluyla daraltılamayacağı, istisnaların dar yorumlanıp temel hak ve özgürlüklerin yorum yoluyla daraltılmasının mümkün olamayacağı, ceza muhakemesi hukukunda temel ilkenin resen araştırma yaparak gerçeğe ve adalete ulaşma ilkesi olup amaca ve yasanın sistemine uygun şekilde yorum yapmanın gerekli olduğu gözetilmelidir. 5271 Sayılı CMK"nın 294 ve 301. maddelerinde yer alan hükümler uyarınca, ileri sürülen nedenlerle sınırlı olarak yapılacak inceleme sırasında temyizin kapsamının tespiti bakımından, kanun koyucunun "muhakeme hukukuna aykırılık" iddiası ve bunu belirten olayların temyiz nedeni olarak somutlaştırılması zorunluluğunu getirmesine rağmen, "maddi hukuka aykırılık" iddiası yönünden böyle bir düzenlemeye yer vermemiş olması nedeniyle kurulan mahkûmiyet hükmünün ağır olduğu savıyla hükmün bozulması talebinin, Yargıtay tarafından yapılacak olan temyiz incelemesinin kapsamının belirlenmesi ve temyiz başvurusunda maddi hukuka aykırılık yönünden bir temyiz nedeni bulunduğunun kabulü bakımından yeterli olup sanığın temyiz dilekçesinin “açıklamalar” bölümünde yer verdiği “hakkımda verilmiş bulunan mahkûmiyet hükmü ağırdır” ibaresinin, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün miktarına yönelik 5237 Sayılı TCK"nın 3. Ve 61. maddelerine ilişkin bir temyiz talebi olduğu, bu bağlamda hükmün sadece maddi hukuka aykırılık iddiasını taşıdığı ve bu yönüyle temyiz başvurusunda bir temyiz nedeni bulunduğunun kabulü gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde maddi hukuka aykırılık iddiasının ileri sürüldüğü hâllerde Özel Dairece, temyiz nedeni olarak gösterilen maddi hukuka aykırılıklar yanında dilekçede açıklanmış olmasa dahi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıkların temyiz denetiminde incelenmesi, ileri sürülen maddi hukuka aykırılık nedeniyle hüküm bozulduğunda dilekçede gösterilmeyen ancak temyiz incelemesi sırasında saptanacak olan tüm maddi hukuka aykırılıklar nedeniyle de temyiz edenin sıfatı dikkate alınmak suretiyle bozma kararı verilmesi gerektiği; temyiz dilekçesinde muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının ileri sürüldüğü hâllerde ise temyiz nedeni olarak gösterilen muhakeme hukukuna aykırılığın hükme etki edecek nitelikte bulunması durumunda, hükmün bu nedenle ve varsa mutlak hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulacağı; temyiz nedeni olarak gösterilen muhakeme hukukuna aykırılığın hükme etki edecek nitelikte bulunmaması ya da temyiz nedeni olarak ileri sürülmemekle birlikte inceleme sırasında saptanan ve mutlak hukuka aykırılıklar dışında kalan muhakeme kurallarına aykırılık bulunması durumunda ise bu hususun bozma nedeni yapılmayarak ilamda gösterilmesiyle yetinilmesi, varsa inceleme sırasında tespit edilen veya dilekçede gösterilen 5271 Sayılı CMK"nın 289. maddesinde yazılı hukuka kesin aykırılıklar nedeniyle kararın bozulması yoluna gidileceği hususları dikkate alınarak, Özel Dairece, dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar ile muhakeme hukukuna aykırılık bulunup bulunmadığı yönlerinden hükmün temyizen incelenmesi, inceleme sırasında tespit edilecek maddi hukuka aykırılıklar ile hukuka kesin aykırılıkların bozma nedeni yapılması, diğer muhakeme hukukuna aykırılıklara ise kararda işaret edilmesinin gerektiği benimsenmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Özel Dairenin "Temyiz isteminin reddine" ilişkin kararının kaldırılmasına, temyiz incelemesi yapılması amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.”

Ceza Genel Kurulu aynı kararında maddi denetim ve hukuki denetimin birbirinden kesin sınırlarla ayrılmasının mümkün olmadığını kabul etmiştir. Genel Kurul hukuki denetimin yapılabilmesi için maddi olguların doğru ve eksiksiz bir şekilde tespit edilmesinin zorunluluğuna dikkat çekmiş ve hukuki denetimin maddi denetim sürecinin doğru, eksiksiz ve hukuka uygun bir şekilde yapılıp yapılmadığını da kapsadığını kabul etmiştir. 

Türk Ceza Muhakemesine istinaf kanun yolunun getirilmiş olması, temyiz mahkemesinin önceden olduğu gibi somut temyiz denetiminin elverdiği ölçüde maddi soruna girmesine engel oluşturmayacak, temyiz kanun yolunda somut dava üzerinden içtihatlarla birliği sağlayacak olan Yargıtay, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüz yüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir etme yetkilerini de dikkate alarak bu delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görebileceği ve inceleyebileceği maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıklar üzerinden bozma kararı verebilecektir. Burada ifade etmek gerekir ki; ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin uyguladığı maddi ceza normlarının hukuka uygun olması, maddi olayın doğru ve eksiksiz bir şekilde tespit edilerek bu tespite uygun olan maddi hukuk normlarının uygulanmasına bağlıdır. Başka bir ifadeyle, maddi sorun ile maddi hukuk normlarının bu ayrılmaz niteliğinden dolayı uygulanan maddi hukuk normlarının hatalı olduğu iddiasıyla yapılan temyiz başvurularında hükmün hukuki yönden denetiminin maddi sorundan ayrılması mümkün değildir. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması sonucunda maddi sorunun da hatalı şekilde belirlendiği hâllerde dosyaya yansıyan tüm delillerle birlikte maddi sorun irdelenmeksizin hükmün hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi söz konusu olamayacaktır. Kaldı ki, Kanun"da Yargıtay’ın temyiz denetimi sırasında maddi sorunu inceleyemeyeceğine ilişkin bir hüküm de mevcut değildir. 5271 Sayılı CMK"nın “Yargıtay’ca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi” başlıklı 303. maddesinin birinci fıkrasının (a ) bendinde, olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraata veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunmasının gerektiği durumlarda, Yargıtay’ın, davanın esasına hükmedebileceği belirtilmiş olup bu düzenlemeye göre ilk derece veya bölge adliye mahkemelerinin tespitlerinin hukuki denetim yapılmasına olanak vermeyecek ölçüde yetersiz olması hâlinde maddi sorunun tespiti ve buna bağlı olarak maddi ceza normunun doğru tatbik edilmesi bakımından Yargıtay"ın eksik araştırma nedeniyle bozma kararı verebilecek olması, hukuki denetimin, o ana kadar yapılan tespitlerin, normun olaya uygulanması için yeterli dayanak oluşturup oluşturmadığı hususunu da içerdiği sonucunu doğurmaktadır.”

SONUÇ

Temyizi mümkün olan bir kararın hukuka aykırı olduğu iddiasını içeren temyiz başvurusunda/temyiz davasında neden belirtme zorunluluğu maddi hukuka aykırılık ve muhakeme kurallarına aykırılık iddiasının/iddialarının dile getirilmesini gerektirmektedir.  

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 289. Maddesinde yer alan kurallara aykırılık varsa bu haller temyiz başvuru dilekçesinde belirtilmese dahi bu ihlaller resen temyiz incelemesine konu olacaktır. Doğal olarak Yargıtay’ın bu saptamayı yapabilmesi için dosyayı temyiz başvuru dilekçesinde belirtilen haller dışında da mütalaa etmesi gerekmektedir. Kanun koyucu C.M.K. m. 289’daki hukuka aykırılıkları “hukuka kesin aykırılık halleri” olarak kabul etmiş ve bu konuda Yargıtay’ın resen denetim yapması esasını kabul etmiştir. 

Temyiz başvurusu muhakeme kurallarına aykırılık nedeniyle temyiz ediliyorsa temyiz başvurusunda bulunan bunları izah etmek zorundadır. Eğer gerekli ve yeterli açıklama yoksa Yargıtay bu başvuruyu  C.M.K. m. 289’da sayılan kesin bozma nedenleri dışında resen incelemeyecek ve temyiz başvurusunda sebep belirtilmediği için başvuruyu reddedecektir. C.M.K. m.289. dışındaki usule aykırılıklar “hukuka kesin aykırılık” olarak kabul edilmediğinden bunlarla ilgili temyiz başvurusunda tarafların neden belirtme esası kabul edilmiştir. 

Temyiz başvurusu maddi hukuka aykırılık iddiasından ibaretse temyize başvuran kişinin hükmü maddi hukuka aykırılık nedeniyle temyiz ettiğini belirtmesi yeterli kabul edilmelidir. Bu yönde yapılan başvuruda kişilerin temel hak ve özgürlüklerine engel olacak mahiyette bir yükümlülük yüklenmesi doğru değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca bireylerin müdafi/vekil yardımı olmaksızın temyize başvurması mümkün olduğuna göre hukuki terimleri kullanmaları beklenmemelidir. Bu nedenle maddi hukuka aykırılık iddiası içerdiği anlaşılan “verilen ceza kanuna aykırıdır”, “haksız tahrik uygulanmamış olması kanuna aykırıdır”, “suç işlemediğim halde cezalandırılmış olmam haksızdır” gibi tabirlerin kullanılması ile temyizde sebep belirtme zorunluluğunun yerine getirildiğinin kabul edilmesi gerekir. 

Yargıtay yapacağı temyiz incelemesinde maddi meseleyi verilen gerekçeli karara göre değerlendirecektir. Yargıtay delillerle doğrudan doğruya temas etmemekte ancak verilen hükmün hukuki yönünü denetlemektedir. Bu nedenle tecrübe kaidelerini bir kenara bırakarak temyiz incelemesi yapılması mümkün değildir. Yargıtay’ın maddi meseleyi incelemesi de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Genç ve tecrübesiz bir hakim tarafından verilen bir kararın temyiz incelemesi de Yargıtay tarafından yapıldığına göre tecrübe kaidelerine ve hukuk kurallarına uymayan bir hükmün sadece vicdani kanının yerel mahkeme hakimine ait olması gerekçesiyle temyiz denetimi dışında tutulması mümkün değildir. Delillerden ulaşılan sonucun hukuka aykırı olması, gerekçenin yetersizliği, savunmanın yeterince incelenmemesi, beraat verilmesi gerekirken mahkumiyet hükmü kurulması, eksik araştırma sonucu hüküm kurulması gibi olgular Yargıtay’ın temyiz denetimi kapsamındadır.